Şehir Fikri #4

Şehir Fikri‘ne ilham veren önemli bir şey daha var, onu anlatacağım.

Yaşadığınız şehirde yolunuzu nasıl buluyorsunuz? Veya: Artık kaybolmak mümkün mü? Telefonun sizi götürdüğü yere vardığınızda, orada olduğunuza dair ilk kanıtı nerede arıyorsunuz?

Bir oyun var, adı GeoGuessr. Olay şu: Dünyanın rastgele bir noktasına bırakılıyorsunuz, sonra haritanın sokak görünümü modunda etrafınıza bakarak nerede olduğunuzu tahmin etmeye çalışıyorsunuz. Ben artık oyun oynayamıyorum, onun yerine Twitch’te oyun oynayan insanların yayınlarını arka planda dinliyorum; GeoGuessr’a da böyle rastladım.

Oyun ilginç çünkü yeterince oynarsanız, dünyanın yollarının nasıl tasarlandığına dair sağlam bir iç görü edinebiliyorsunuz. Nerede olduğunuza dair sayısız ipucundan en çok ilgimi çekense “ışık”: Kuzey, Ekvator ve Güney’in (ve arada kalan tüm koordinatların) kendine özgü bir aydınlığı var.

Ama ilham başka bir yerde: İnsanlığın geliştirdiği en büyük haritalama araçlarından birini kullandığınız halde, nerede olduğunuzu kesinkes söyleyen şey yine sokak levhaları. Bir noktadan sonra oyun, bunları en hızlı bulanın kazandığı bir koşuşturmacaya dönüşüyor.

Bu yüzden, ben de kitaptan dili çıkardım. Hiçbir levha/plaka, dükkan tabelası veya dilin kendini belli ettiği bir emare yok. Çünkü izleyicinin bir şehirde değil, sadece bir şehir fikrinin içinde dolaşmasını istiyorum.

Kitabın ilk seçkisini oluşturan 182 fotoğraftan biri.


Şehir Fikri #3

Şehir Fikri‘nin ilhamlarından bahsediyordum, devam ediyorum.

Dünyadan neyi geri alabilirsiniz? Bunu yaptığınızda eksikliği hissedilir mi dersiniz? 16 Kasım 2021’de kendime de sorduğum bu soruları kaydetmek istedim.

Georges Perec, bir roman yazıyor: La Disparition (Türkçe: Kayboluş, İngilizce: A Void). Özetle, satirik bir korku/gerilim romanı. Perec’in kim olduğunu da bilmek gerekir: İkinci Dünya Savaşı öksüzü (babasını savaşta, annesini Soykırım’da kaybediyor). Büyük acının içinde, içine büyüyen insanların dünyadan neyi çekip almak istediğine bakmak lazım: Perec, Fransızcada en sık kullanılan harf olan E’yi çıkararak bu oulipo‘cu romanı yazıyor. Romanı, yine E olmaksızın Türkçeye çeviren Cemal Yardımcı’yı da burada büyük bir saygıyla anmak isterim. Buraya serpiştirdiğim bilgiler ışığında hikayeyi rahatça keşfedebilirsiniz.

İstanbul ile bir derdim var, orası açık. Görüyor ve artırıyorum: Bu şehirde yaşamanın travmatik bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Basitçe söylemek gerekirse, hırpalayan ve çok şey götüren bir var oluş burada olmak hali. Eminim bu meselenin katmanlarını, birtakım bilimleri uygulayarak irdeleyenler de vardır; bilmiyorum ama bilmek isterim, belki sonra. Benim de bir şey almam gerekiyordu açıkçası; bunca hikaye sonra, yaptığım her şeyden bir şeyler eksiltmek, bunu bile bile yapmak ve mümkünse büyük bir vakum yaratmayı çok istedim.

İstanbul’dan neyi geri alabilirdim? Ne yaptığımda bunun eksikliği hissedilirdi? Yaşayan her şeyi kitaptan çıkardım: İnsan, hayvan ve dil. Bunun bir sonucu olarak, Şehir Fikri, sakin ve tekinsiz anlarla hikayeyi anlatıyor — bu bir korku fotoğraf kitabı.

Depresyondan kırılırken, kendimi çok zorlayarak sokağa çıktığım günlerden birinde (21 Temmuz 2021) çekmiştim.


Şehir Fikri #2

Şehir Fikri‘nin ilhamlarından uzun uzadıya bahsedeceğim çünkü toplamı bir kitaba dönüştüren fikri onlara borçluyum. Bu ilk parçası.

Gerçekten, bunlar yoksa [kitapta] ne var? Veya bir şeylerin yokluğu üzerinden her şeyi anlatabilir miydik isteseydik? İzleyicinin [anlamak için] bu var olmama halini fark etmesi gerekiyor muydu? Bunlar biraz da kitap insanlarla çarpıştığında ortaya çıkacak şeyler. Ama bunları etüd etmek için fazlasıyla zamanımız var, o yüzden bu paragrafları [önceden] kaydetmek işime geliyor.

Benim altı yıldır fotoğrafladığım bir şey vardı, adı: Her Şeyin Kötü Gittiğine Dair Emareler (Signs That Everything Is Going Wrong, 2016 - 2022). Bu toplamın bir dönemlik geçici adı da İstanbul’dan Korkuyorum‘du. Zaten mevcut takvim itibarıyla yedi yıldır fotoğraf çektiğimi düşünecek olursak, fotoğrafla ilişkimin ana gövdesini oluşturuyor.

Şehirden korkma hali, emarelerden sadece biriydi aslında. Açıkça anlatacağım: Tuhaf bir şeyler var. Nereye baksam bunları görüyorum. Sadece Türkiye’de olmak hali yüzünden yüzleşmemiz gereken sayısız kötü, kötücül gerçekten bütünüyle bağımsız değil ama birinci dereceden alakalı da değil. Başka bir şey. Eğer lanetlenmek diye bir şey gerçek olsaydı, pekala şehir bunu açığa çıkaracak korkunç bir geçmişe yeterince sahip gibi. Bir şeyler ters gidiyor, gözlerimle görüyorum, fotoğrafını çekebiliyorum. Bir dip akıntı ve mükerrer bir vurgun hali.

Yıllar sonra çıkagelen bir şüphe: Bir halüsinasyonu mu fotoğraflıyordum? Nihayet 2021’nin Haziran’ında bunu deneme şansım oldu — adımı değiştirdim (çünkü kısa adları seviyorum) ve bir Instagram hesabı açtım. Gözlerinizi devirmeyin, bu mühim bir milattır, bilhassa bundan evvel fotoğraflarımın hatrı sayılır bir kısmını sadece kendimin gördüğünü düşünecek olursak. Apansızın, binlerce insan benimle benzer şeyler gördüklerini iddia etmeye başladı. Bunların çoğunluğu da başka ülkelerden insanlardı: Evet, fotoğrafladığım şey, pekala gerçekti ya da kendimizi kandırıyorduk. En azından yalnız değildim, bu da bir şeydir.

Kitapta her şeyin kötü gittiğine dair emareler var. Haliyle, bir İstanbul anlatısı. Bunun irdelemesi fotoğrafları izlerken gerçekleşiyor, bundan eminim: Fotoğrafla ne kadar zaman geçirirseniz geçirin, birincil mesaj sizi terk edemiyor: Bir terslik var.

Anneannemin cenazesinde çekmiştim, 12 Ağustos 2021. Söylemesem fark eder miydiniz, emin değilim, ama arka plandaki mezar taşları isimsiz. Bunun bir sebebi var, anlatacağım.


Şehir Fikri #1

Şehir Fikri (Notion of A City), Onagöre tarafından 2022’de yayımlanacak ilk fotoğraf kitabımın adı. Kitap yayımlanana kadar sürecek bu blog serisinde hikayenin ortaya çıkışı ve kitabı okuma yaklaşımları üzerine birtakım paragraflar kaydedeceğim.

Fikri özetleyecek bir cümleye ihtiyacım vardı ve şöyle yazmıştım: Bir şehir hayal ettik. Bu [şimdiki hali], hayal ettiğimiz şehir mi, yoksa sadece onun bir fikri mi? Fikir ile bir zaman geçirdikten sonra, bu cümlenin devamı proje açıklaması haline geldi — orijinalini alıntılıyorum.

We have imagined a city, built it. Is this it though, or just an idea of it? We walked these streets, learned our way back home; it was easy to get lost but we knew that wall with the graffiti on it, we turned left and then right (many times), and it was there.

Stripped off all the clues that tell someone where a place might be, the book portrays a city with no one and no language in it. There are, however, some signs of life: foliage and of course, construction sites. Some other questions you will ask yourself: Where is this? What city is this? Is this even a city?

An attentive eye roams an untamed space; familiar scenes and objects with no context, they all come together to trick you, make you forget the way back home. It’s İstanbul, as a notion of a city that lives in our minds. That’s about it.

Altı yıldır fotoğrafla İstanbul’u irdeliyorum. Oldukça kısa bir süre, ama şimdiye kadar on üç tane irili ufaklı hikaye yaptım — en kısası bir yıl, en uzunu altı yıl sürdü; üç tanesi halen devam ediyor. Şehir Fikri, bu hikayelerin on ikincisi.

Notlarımdan bir alıntı: Fikri işlememi sağlayacak metod da şuydu: Arşivimi çok seçici bir eleğe dökecek, belirlediğim değişkenlere uğrayan her görsel dosyasını eleyecektim. Burada bahsettiğim filtre, fikrin ta kendisi. İki binin üzerinde beş yıldızlı fotoğrafıma baktım, hepsini eleğin üstüne bıraktım ve geriye 118 fotoğraf kaldı. Bunları alıp yayımcıma götürüp getirdikten sonra tam 62 fotoğrafla baş başaydım artık.

Dünyanın en korkutucu filtrelerinden biri: Ortaya çıkacak toplamın, hayalini kurduğum hikayeyi anlatıp anlatamayacağını bilmiyordum. “En güçlü” fotoğraflarımı az çok tanıyorum, bunların hiçbiri elekten geçememişti. Panik. Ama terk edilemeyecek kadar sağlam bir fikirdi aklımdaki ve o altmış iki fotoğrafı damıtıp bir kitap haline getirecektik, bu kesindi.

Türkçesini de yazmak gerekirse: Kitapta hiçbir canlı (bitkiler hariç) ve dil yok (desen hariç). Geçenlerde tanıştığım biri beni hazırlıksız yakalayan bir soruyla çıkagelmişti: “Ne var peki?” Bir sonraki yazıda olan şeylere ve ilhamlara değineceğim.

Burada gösterdiğim fotoğrafın kitapta olup olmayacağını bilmiyorum, seçkilerden bir tanesinde var. Adını “The Prince” koymuştum, 2017’de Emirgan’da çekmiştim. Sevdiğim bir fotoğraf; şehrin 2016’da yaşadığı teröre dair bir enstelasyon gibi.


When a photograph that was selected for the photobook is replaced with an alternative.


Last week my publisher Onagöre sent me home with a goodie: The demo of a demo of my book!


A couple of weeks ago I did an Instagram takeover for a magazine. In the captions, I talked about my book; I think this text is, so far, the best I could do to explain what it is about. For archival purposes, I’m quoting it below.

So, what is it about? What is the story? Well, I’d like to first mention an inspiration: Georges Perec’s La Disparition (A Void) — you know, the novel that was written without using the letter E, at all. You should be curious about it by now, so please feel free to look it up on Wikipedia. It will shake your world, promise. This will all be very relevant later.

I always strive to photograph the eerie, the peculiar; even though my colour palette is rather colourful (which is mostly inspired from 70s giallos), I love telling a horror story through the absurd. Naturally, my book had to be no different; it needed an idea though — something about İstanbul, something about the end of the world.

What makes a city what it is? Is it the people, or what they built? Can these both even be separated? Some questions I pondered while coming up with my book’s idea. When I showed my friends the pictures that will possibly make the book, I got comments like “eerie”, “odd”. But when I asked “What’s missing?” they weren’t able to answer immediately, they needed some clues…

Limits fuel creativity — at least this has been the case for me all my life. I always put limits to myself while creating; exclusively using a point-and-shoot camera is one of those. So, back to the book: What was missing, really? The answer is in plain sight: The photographs are quiet, no more constant chatter of the city, no movement: Humans, running vehicles. No barks, no chirping: Animals. Then, a visual clue is missing; you ask yourself, “What city is this?”

There is this video game called GeoGuessr in which you are put in a random place in Google Maps and you try to figure out where you are in the world. What I always find interesting is that you can always guesstimate your country by looking at all the written language around you. So, naturally, I removed photos with texts in them. So, no language.

There are, however, signs of life in the book: construction sites and foliage.


The very first picture of my upcoming first photobook Şehir Fikri (Notion of A City, 2022). I took this picture on March 14, 2022 — right before we started editing the photographs at my publisher Onagöre’s office.